Der Engel Der Geschichte!

2009-10-21

Walter Benjamin 1921 yılında satın aldığı Paul Klee'nin Angelus Novus adlı eserinden yola çıkarak bir pasaj yazmış ve bu pasaj Das Passagen-Werk (Pasajlar - Yapı Kredi Yayınları Aralık '93 çeviren: Ahmet Cemal) adlı eserinde "Tarih Kavramı Üzerine" adlı bölümde yer almaktadır.

Klee'nin Angelus Novus adlı bir tablosu var. Bakışlarını ayıramadığı bir şeyden sanki uzaklaşıp gitmek üzere olan bir meleği tasvir ediyor: Gözleri faltaşı gibi, ağzı açık, kanatları gerilmiş. Tarih meleğinin görünüşü de ancak böyle olabilir, yüzü geçmişe çevrilmiş. Bize bir olaylar zinciri gibi görünenleri, o tek bir felaket olarak görür, yıkıntıları durmadan üst üste yığıp ayaklarının önüne fırlatan bir felaket. Biraz daha kalmak isterdi melek, ölüleri hayata döndürmek, kırık parçaları yeniden birleştirmek... Ama cennetten kopup gelen bir fırtına kanatlarını öyle şiddetle yakalamıştır ki, bir daha kapayamaz onları. Yıkıntılar gözlerinin önünde göğe doğru yükselirken, fırtınayla birlikte çaresiz, sırtını döndüğü geleceğe sürüklenir. İşte ilerleme dediğimiz şey, bu fırtınadır.

Einstürzende Neubauten 2001 yılında Hubertus Siegert'in çektiği Berlin Babylon adlı belgesele yaptığı müziklerde bu pasajı kullanmıştı. Soundtrackte Neubauten'ın inşa ettiği altyapının üzerine Angela Winkler bu pasajı okumuş ve Benjamin'in bahsettiği fırtınayı zihnimize doğru estirmeyi becermişti.

Angelus Novus by Paul Klee

Geçtiğimiz günlerde 24 saat bile sürmeyen kısa bir aile ziyareti için İzmire gitmiştim. İzmire olan tutkum yakın çevrem tarafından bilinir. Pazar sabahı annem ve babam için haftalık ev alışverişini yapmak üzere Eşrefpaşa pazarına gittim, izmirde olmak bile yeterince iç açıcı bir şey iken, pazar gezmek gibi sevdiğim başka birşeyi yapıyor olmak ayrı bir güzellikti. Kendime de kınalı bamya , börülce, kahvaltılık tatlı kütür kütür manisa biberi ve istanbulda bulamadığım güzellikteki roka ve maydanozu 5 demeti 1 liradan! aldım. Bu esnada lisedeki matematik öğretmenimi gördüm, laf attım hocam filan dedim, neredesin ne yapıyorsun diye sordu, söyledim, sevindiğini söyledi, kaç yıl oldu görüşmeyeli diye sordu akabinde, 23 cevabına "çok olmuş" derken bezginlik, yorgunluk ve yaşlandığını düşündüğünü hissettiren bir ses tonuna dönüştü sesi. Güzel günler dilekleriyle elma satan tezgahın önünden ayrıldım, alışverişi tamamladıktan sonra yolda bu sefer ortaokulda ne öğretmenim olduğunu hatırlamadığım bir adamı gördüm, ona da yüksek perdeden bir "iyi günler hocam" çaktım. Yolda yürüyen o orta yaşı geçmiş, yaşlılığa merdiven dayamış düşünceli adamın bir anda silkinip, gülümseyerek "iyi günler" diye selamıma karşılık verirkenki hal ve hareketler bütününü keyifle izledim.

Geriye bakıyordum tarih meleği gibi ve hayatımın izleri izmirde, izmir cadde ve sokaklarında inşa edilmişti. İzmire olan sevgimin en önemli nedenlerinden biri de buydu sanırım. Şimdi istanbulda bir geçmiş inşa ediyorum, şehir hızlı devinimi ve değişen yapısı ile buna pek izin vermese de.

Walter Benjamin tarihin "inşa" olduğunu düşünüyordu, Hubertus Siegert'in Berlinin değişen mimari yapısı üzerine çekmiş olduğu filminin müziklerini Einstürzende Neubauten'ın yapması (Collapsing New Buildings) ve Einstürzende Neubauten'ın bu çalışmada Der Engel Der Geschichte'yi kullanması hoş bir ironi...

TRajikomik!

2009-10-08

Bu ülkede güzel birşeylerin olmasını ya da olan güzel şeylerin kenarında köşesinde bir şark kurnazlığı olmamasını beklemek ne kadar ütopik bir durum halini aldı... Bildiğiniz üzere geçtiğimiz günlerde Nick Cave'in ikinci romanı Death of Bunny Munro yayınlandı. Ülkemizde de Siren Yayınları tarafından Avi Pardo çevirisi ile aynı gün raflardaki yerini alan kitabın ardından londrada kitap ile ilgili bazı etkinlikler (warren ellis eşliğinde okuma, imza günü, kitap hakkında mini bir konferans vs.) gerçekleşti. Siren Yayınları da bu etkinlikler kapsamında hem imza günü hem de röportaj için birini görevlendirip londraya göndermiş, Habertürk, Radikal gazetelerinde bu röportajın bazı kısımları yayınlandı, Roll dergisi ekim sayısında da tamamı bulunuyor, röportaj için görevlendirilen kişi kitabın türkçe baskısından 10 taneyi de yanında götürmüş, Nick Cave bunlardan birini çantasına atıp 9'unu imzalamış ve bu durum Siren Yayınlarının blogunda "bu konudaki haberlerimizi bekleyin" tadında bir yazı ile duyurulmuştu. Buraya kadar herşey çok güzel...

Geçtiğimiz hafta da konu "imzalı Nick Cave kitapları için pazartesi itibarı ile İdefix'i takip edin" şeklinde bir duyuru ile merakımı en üst safhalara çıkarttılar. Hali hazırda birikmiş idefix listesi mevcuttu, birkaç gün bekleyelim dedim ve pazartesi sabahı erkenden idefix sitesine girdim. İmzalı Nick Cave kitapları ile ilgili bir banner vardı ana sayfada.

Her gün idefixte Siren Yayınları kitaplarından 50 Ytl'lik alışveriş yapan 20nci kişi bu imzalı kitaplardan birine sahip olacaktı! Siren Yayınları kitaplarından 50 ytl'lik alışveriş yapan 20nci kişi olma şansını elde eden biri bir de imzalı Nick Cave kitabına sahip olacaktı. Peki ya o gün 20 kişi 50 ytl'lik siren yayınları tarafından yayınlanan kitap almazsa ne olacaktı o imzalı kitaplar? Peki ya ben 20 defa 50 ytl'lik siren yayınları kitabı alacak kadar Nick Cave fanı isem ne olacaktı? 20 defa kitap aldığımda bile siz 19 defa aldıktan sonra sarı çizmeli mehmet ağa 20nciyi aldı sizin 20nci alışverişiniz 21nci oldu özür dileriz deseler nasıl bir karşılık verebilecektim! Kimbilir kimlere gitti o imzalı kitaplar, Siren Yayınlarından kitap alan alakasız insanlara mı, eş, dost, tanıdık, akrabaya mı?

Böyle yürür bu ülkede bu işler. Başka türlüsünü düşünmek mi!

Bir de kitabın türkçe baskısında yazarı tanıtan tek sayfalık yazıda Nick Cave'in PJ Harvey, Siouxsie Sioux ve Warren Ellis gibi önemli müzisyenlerle beraber çalıştığını ifade eden bir bölüm bulunuyor. Bari yazarı tanıtan yazıyı, yazarı tanıyan birine yazdırsalardı... Zira Nick, Siouxsie ile hiç birlikte çalışmamıştır. 80'lerdeki Lydia Lunch'lı fotoğrafları görüp Lunch'ı Siouxsie mi sandılar naaptılar anlamadım ki?

Kitap hakkında da orjinalini okuduktan sonra birşeyler yazacağım sanırım...

Vasistas II - The song sleeps in the machine

2009-10-02

15 Ekim akşamı Kadıköy Arka Oda'da;



Endüstri devriminin işçi çocuklarının çığlıkları eşliğinde makinenin içinde uyuyan şarkıyı uyandırıp eşliğinde dans edebileceğiniz bir gece! Belki de anti ütopik bir rüya!
 
◄Design by Pocket