Bir hayal kırıklığı (1991)

2010-01-30

Çok acayip günleriydi hayatın. İzmir sıcaktı genelde, kışları soğuk ve yağmurlu geçerdi ama soğuktan kastım bi t-shirt üzerine bi deri montla geçiştirilebilecek türden bir soğuk... Kazak zehir gibi soğuklarda başvurulan ve dolapta bir iki tane bulunması yeterli bir giyecek türüydü... Fena halde punk çocuklardık. Tuhaf gözle bakılıyordu bize ama hiç umurumuzda değildi bu durum. Aslına bakacak olursanız hiç birşey umrumuzda değildi (yeni bir albüm bulmak, sevilen gruplardan birinin yeni bir albümüne erişmek, yeni bir grupla tanışmak gibi şeyler dışında tabii). The Clash çok severdik hele hele Combat Rock albümüne bayılırdık. Benim favorim Know Your Rights ve Straight to Hell idi ama albüm dinleme alışkanlığı yüzünden hiç şarkı atlamadan albümü baştan sona dinlerdim. Zaten kaset dinlerken ileri almak, bir sonraki şarkıya geçmek falan gerçekten işkence bir durumdu. Favorilerim her ne kadar Know Your Rights ile Straight to Hell de olsa Rock the Casbah, Ghetto Defendant, Red Angel Dragnet ve Should I Stay or Should I Go'yu da severdim...

1991 yılının herhangi bir gününde televizyonlarda dönmeye başlayan bir reklama kadar!!!
Levis tv reklamlarında Should I Stay or Should I Go'yu kullanıyordu!?! Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüş gibi hissetmiştim. Grup dağılmış yayın hakları konusunda çeşitli sıkıntılar yaşanmıştı ve plak şirketinin de yardımıyla birileri bu arada şarkının reklamda kullanılması için teklif edilen rakamı kabul edivermişti! The Clash ve temsil ettiği şeylerle Levis'ın nasıl da karşı kutuplarda olup kapitalizmin para ile istediğini nasıl da elde edip, kullandıktan sonra çöpe attığını göreceğimizi hissetmiştim... Olan olmuştu, herkes şarkıyı arıyor, hiç alakaları olmayan tipler The Clash olduğunu bilmeden Should I Stay or Should I Go dinliyordu. Bir de şarkının adını bile söyleyemeyen / söylemeyi beceremeyenler vardı ki bu tiplerle her karşılaşmamız içimizdeki derin The Clash sevgisine ağır hasarlar veriyordu. Bir süre The Clash'in bir punk grubu olduğunu insanlara anlatmayı denedik ama baktık ki popüler kültür bizim öyle 3-5 kişiye bişeyler anlatmamızla çözülebilecek bi durum değil, biz de susma kararı aldık. Nasıl olsa reklam bir süre dönecek, yayından kalkacak, unutulacaktı... Pek de öyle olmadı nedense, gerçi reklam kalktı yayından ama kimse şarkıyı unutmuyordu. Dönemin müzik dergilerinden Çalıntı'da yazan Serdar Ateşer konu ile ilgili birşeyler yazmış ama ülke çapında yaşanan bu çalkalanmayı dizginleyecek okuyucu sayısını rüyasında bile göremeyen bir dergide çıkan yazı bizleri gülümsetmekten öte herhangi bir işe de yaramamıştı.

Kabus 1991 yazında bizi bulmuş ve uzun yıllar bu sıkıntıyı yaşamamıza sebebiyet vermişti. İzmirli en amatör gruplar bile repertuarlarına Should I Stay or Should I Go'yu koyuyor, duyduğumuz yerde çıldırmamıza sebebiyet veriyorlardı...




Biraz önce televizyonda zap yaparken Acun Ilıcalı'nın yetenek yarışmasında öylesine fon olsun diye kullanıldığını duydum Should I Stay or Should I Go'nun... Alıştığımı sanıyordum ama yine içim acıdı... Ama The Clash çok seviyorum, hep sevdim, hep de seveceğim sanırım hem de üzerine basa basa söyleyecek kadar çok!

Bir de bulana, bulabilene Joe Strummer: Future is Unwritten dvd'si öneriyorum... Zihin açıcı olarak...

Rest In Peace Roland!!!

2010-01-05

Nick Cave'in taa avustralya günlerinden Boys Next Door'dan kankası. Ardından ingiltereye taşınmış Birthday Party'nin güzide gitaristi. Kıtalara, adalara sığmayıp, berline uçan tayfanın Crime and the City Solution macerasında da gitaristi ve birçok güzel şarkının bestecisi. Tüm bu koşuşturmacanın ardından anavatanı avustralyaya dönüp These Immortal Souls ile yoluna devam eden güzel insan These Immortal Soul Rowland S. Howard 30 Aralık akşamı karaciğer kanserine yenik düştü...

Daha önce blogda Mick Harvey yorumunu sizlerle paylaştığım I Ate the Knife adlı çok sevdiğim şarkının da sahibi
Rowland S. Howard
huzur içinde yat!
 
◄Design by Pocket