Koyun Çobanı...

2009-02-24

"Bütün bunlar arasında en az var olan bendim, tüm bunların yaratıcısı" demişti günün birinde, tüm bunlar derken Alberto Caeiro, Ricardo Reis, Alvaro de Campos ve Bernardo Soares gibi portekiz edebiyatının en büyük isimlerini kastediyordu, gerçekten tüm bunların üst kimliği, asıl persona, Fernando Pessoa.

13 haziran 1888'de lizbonda başlayıp 30 kasım 1935'te yine lizbonda sona eren ve içerisinde 100'e yakın hayali karakter ve bu hayali karakterlerin arasında üst benlik kadar ünlü 3 şair ve bir yazar barındıran bir hayat. Tek başına 20nci yüzyıl portekiz edebiyatının en önemli karakteri.

Pessoa stencil graffiti tekniğiyle lizbon sokaklarında yürümeye devam ediyor
Kendi ifadesiyle ilk kez 1914'te bir akşam işten gelip, ayakta, bilinçdışı bir şekilde yazarken görünür, "ustam" diye nitelendirdiği Alberto Caeiro. Ardından ustasına yıldız haritası dahil bir yaşamöyküsü giydirmişti Pessoa. Köyde yaşayan, okul yüzü görmemiş ve şeyleri olduğu gibi, bir alt anlam aramaksızın görmek isteyen Caeiro kariyerinin en önemli eseri olan Koyun Çobanı'nı (Keeper of Sheeps) oluşturan 49 şiirden 30'unu bir tür trans halinde "utku günü"nde yazmıştı yaşamının. Caeiro'ya Pessoa tarafından biçilen meslek de çobanlıktı ve Koyun Çobanı'nın hemen başında "hiç bakmadım koyunlara, ama sanki bakmış gibiyim" der Caeiro.

evimin en yüksek penceresinden
beyaz bir mendille veda ediyorum
insanlığa armağan şiirlerime.

ve ne mutluyum ne de üzgün.
bu alın yazısı şiirlerimin.
ondan yazdım ve göstermem gerekir herkese.
çünkü başka bir şey yapamam.
çiçek rengini nasıl gizleyemezse,
nehir akışını nasıl gizleyemezse,
ya da ağaç meyve vermesini.

işte almış başını gidiyorlar, sanki bir arabayla
ve elimde olmadan üzülüyorum,
bir yerim ağrıyormuş gibi.
kim bilir kim okuyacak onları?
kim bilir kimlerin ellerine geçecekler?

çiçek, yazgım gözler için koparmıştı beni.
ağaç, ağızlar için toplanmıştı meyvelerim.
nehir, sularımın yazgısıydı benim içimde kalmamak.

boyun eğiyorum ve neredeyse mutlu
hissediyorum kendimi
neredeyse mutlu, üzgün olmaktan yorulmuş
biri gibi.

gidin, gidin benden!
ağaç geçip gidiyor, doğa her yana saçıyor
ondan kalanları
çiçek soluyor, tozu sonsuza kadar kalıyor.
nehir akıyor, denize ulaşıyor, sularında her zaman
kendi suları.
ben de geçip gidiyorum ve kalıyorum, Evren gibi.

5 yorum:

divadeiwob dedi ki...

Pessoa yarattığı altbenliklerin gerçek tanrısı olmayı onları tamamen özgür bırakmış olmasına da borçlu olabilir. başka özgürlüklere izin veren tanrı elbette bambaşka güzellikte düşler de kurabilir.

vaziyet dedi ki...

sayın headcleaner
pessoa'yı hakkında atıp tutacak kadar bilmem. bundan da daima hicap duyarım. ancak eklediğiniz caeiro şiirini okuyunca, çektiği "ontolojik ızdırabı" azaltabilmek amacıyla kendisinden taşan yaratıcı enerjisinin kaçınılmaz bir sonucu olarak benliğini parçaladığını, ancak çoğaldıkça "çözüm"ün bu olmadığını sükunetle kabullendiğini düşündüm nedense.

saygılar..

headcleaner dedi ki...

sevgili vaziyet
güzel bir düşünce, olası da. Kendi içinde çok kalabalık, yalnız bir adam Pessoa. Antonio Tabucchi'nin "Fernando Pessoa'nın son üç günü" adlı eserinde, Pessoa'nın hayatının son iki gününü geçirdiği hastaneye kaldırılışı ve hastanede alt kimlikleri tarafından ziyaret edilişini anlatan kitapta karşılaşmıştım Pessoa'nın bir çözüm aradığı fikri ile. Ben ise tıpkı Caeiro'nun bir şiirinde dediği gibi
"sevmek bu ezeli masumiyettir,
tek masumiyet düşünmemek"
satırlarından yola çıkarak pek de çözüm aramadığını düşünüyorum.

sevgiler..

travis and tyler durden dedi ki...

Sevgili headcleaner,

Çok güzel bir yazı fakat konu insanların hiç birini tanımıyorum ben. O yüzden de çok güzel dedim. Çünkü eleştiremiyorum ya da bir şey ekleyemedim. Portekiz çok güzel bi belde ama...

Saygılar,
t&t

headcleaner dedi ki...

sayın t&t,
bu insanların hepsi aslında bir kişi, portekiz de yine bu kişinin başka bir kişi olduğu bir anda yazdığı bir kitaba dayanarak "çok güzel bir belde"...

saygılar

 
◄Design by Pocket