2010-04-05

Ajulellah!

Bazen albümler, şarkılar ya da gruplar için yazılmış reviewları başarısız bulduğumda review'ı yazan kişinin kelime dağarcığının yetersizliğinden ya da düşündüklerini ifade edebilme yeteneğinden çok; albüme, şarkıya ya da şarkıcıya (gruba) duyduğu sevginin sonucu olarak dilinin (aklının) tutulması sonucu kötü bir review yazmış olabileceğini düşünüyorum.

Çok sevdiğiniz bir şeyi tarif (ifade) ederken yaşanabilen zorluk için aşağıdaki kuruma başvurabilirsiniz!


Bu akıl / dil tutulması mevzuuna bir de yeni çıkmış bir albüme apar topar review yazmak ve hatta yazı yetiştirmek durumunda olmak da etki edebiliyor. Özellikle aylık dergilerde son yazı teslim etme tarihine az bir süre kala çıkan albümler sözkonusu olduğunda bu durum reviewların hücrelerine nüfuz ediyor.

Tabi bir review'ın neyi hedeflediği de önemli; albümün satılmasına katkıda bulunmak için plak şirketinden gelen press kit'te bulunan ve albümü yere göğe sığdıramayan şişirilmiş reviewlardan alıntı yapmak çoğunlukla yeterli oluyor ancak objektif bir bakış açısı ile albüm hakkında gerçek düşüncelerini yazabilmek için kısıtlı zaman gerçekten bir engel.

19 Ekim 2007'de yayınlanan Einstürzende Neubauten albümü Alles Wieder Offen promosu albüm çıkmadan bir ay önce press kit'i ile birlikte elime ulaştığında Bant dergisi için şimdi hatırlamadığım bilmemkaç kelime sınırıyla albüme bir review yazmak durumunda kalmıştım. Hatırlıyorum da o günlerde albümde en beğendiğim şarkı albümle aynı taşıyan Alles Wieder Offen ve hemen ardından gelen Unvollständigkeit idi. Aslen tüm bu şarkıların kayıtlarını izlemiş, çıkış noktalarına, henüz şarkı sözlerinin bulunmadığı ham hallerine tanık olmuş olsam da son makyajı sonrası geldikleri halleri ile yeni karşılaşıyordum. Ancak aradan geçen zaman diliminde bakıyorum da bu iki şarkıyı hala seviyor olsam da albümde benim için parlayan yıldız Blixa Bargeld'in gitarlarını 80'li yıllarda kaydettiği Susej.

Bargeld meşhur yeşil strat'ı ve Nick Cave ile..
2001 istanbul konserinde çektiğim bir fotoğraf

Alles Wieder Offen'ın albüm olarak Neubauten müzikal tarihindeki açık noktaları kapatan bir özelliği bulunuyor. Nagorny Karabach, efsanevi Armenia'yı refere ederken, Unvollstaendigkeit, 1983 tarihli DNS / Wassertürm ve Silence is Sexy albümünden Redükt ile sıkı ilişkiler içerisinde. Von Wegen 1981 tarihli Kollaps albümünden Sehnsucht'tan alıntılar içerirken müzikal seviyede 1987 tarihli Zerstörte Zelle'nin yapısının tam zıttı olarak karşımıza çıkıyor. Ve Susej... Gitarları 1980'lerin başında hamburgda bir bodrum katında Blixa Bargeld tarafından çalınıp kaydedilmiş bir şarkı... Bugünün Blixa Bargeld'i soruyor, dünün Blixa Bargeld'i yanıtlıyor;
ich singe unsre katastrophen
intonier zusammenbrüche
ich stimme in jeden trugschluss ein
ich singe vokalisen zu deinen harmonien
bis zum kehrreim bis zum schluss


I sing of our catastrophes
intonate the breakdowns
I join in each deceptive cadence
I extemporize upon your harmonies
up to the refrain, to the finale
Susej nakaratı ve finalde akıllara kazınan ajulellah tekrarıyla sona eriyor susej ve 1 nisan 2010'da 30'ncu yıldönümünü kutladığımız Einstürzende Neubauten halen birçok şeyi tersine çevirebiliyor...

2010-03-28

Sabrina (I wish this would be your color)

Karşılaştınız mı hiç; çok bildiğini sanıp, entellektüel bilgi birikimi ile çeşitli sanat eserlerini çözümleyen ve fakat yanlış bir yolda yürüdüğü hakkında bir fikir belirtildiğinde o aydın, duyarlı, her türlü sese ve yoruma açık kulaklarını tıkayan, hödükleşen, ısrar ettiğinizde çirkefleşen, natüründeki o tuhaf şeye dönen birisiyle?

Ben çok karşılaştım sanırım bunlarla... Şans işte...

Bir video klibin bir yönetmeni olduğunu ve yönetmenin klibi şarkı sözlerinden bağımsız bir duygu ve düşünce ile çekebileceğini düşünmek çok mu zor diye düşünmeden edemiyor insan. Klibi çekilmiş bir şarkı seçin sevdiklerinizden ve klip ile şarkı sözlerinin uyumluluğunu karşılaştırın, aklıma Nick Cave'in Straight To You klibi geliyor. Anton Corbijn'in çektiği müthiş güzel, eğlenceli ama bir o kadar da saçma klip ile o güzelim aşk şarkısı değerinden hiç birşey kaybetmiyor. Fakat kalkıp da video klipten şarkıya anlamlar yüklemek de çok salakça olur diye düşünüyorum.

İşte böyle birşeyle karşılaştım ve şarkı Einstürzende Neubauten'ın Sabrina adlı şarkısıydı... Böyle insanlarla karşılaşmamanız dileğiyle...



2010-03-14

Bir dönem kapanıyor!

Geçtiğimiz günlerde aldığım bir habere göre izmir rock camiasının en önemli figürlerinden biri olan Stüdyo Ümit kapanıyormuş! İzmir rock-metal camiasının gözdesi, dönemin olanaksızlıkları içerisinde rock metal dinleyicisine sevilen grupların albümlerini kaydeden, konserler düzenleyen, hayalleri süsleyen t-shirtlere erişim sağlayan mekan mp3 karşısında yenik düşerek kapanıyor... Bu üzücü haberle birlikte ekşi sözlük günlerinden Gizli Kalmış İzmir Rock Tarihi başlıklı yazımı copy paste ile şuraya iliştireyim.

İzmir'de 80'lerdeki rock olayına bir bakış atacak olursak sanıyorum ilk önce mekanlardan bahsetmeliyiz. Özellikle bandrol yasası öncesi plaktan kayıt yaptırılan mekanlar izmir rock tarihinde önemli oyunculardır. İzmirin çeşitli semtlerine yayılmış ancak meraklılarının her birine uzaklık göz etmeksizin belirli periyodlarda uğradığı bu müzik mağazalarından hatırladıklarıma şöyle bir bakacak olursak.

- Panda: alsancak gül sokakda bulunan bu müzik mağazası bandrol yasası çıkana kadar oldukça sıkı bir arşiv ile müşterilerine hizmet verirdi. bandrol yasası sonrası mekan ortaklarından bruno ayrıldı ve kayıt olayına son verdiler. ortalama 1-1,5 haftada sipariş ettiğiniz kaydı hazırlayan dükkanda mekan sahipleri ile pek karşılaşamadığınızdan çalışan kızın da "ben pek anlamam" yaklaşımından ötürü sadece bildiğimiz grupların albümlerini çektirebildiğimiz 32 dakikalık albümü 46'lık kasete çektikten sonra kalan boşluğa ek atmayan bir anlayışla kayıt yaparlardı.

- Siyam: heykel'den talatpaşa bulvarına daldığınızda soldaki ekim pasajında konuşlanmış mekan. sahibi rahmetli kenan amca vakti zamanında aramızda "sahtekar kenan" olarak anılırdı. Kenan amcanın müzikle pek alakası olmasa da izmirin sıkı arşivlerinden seçkin bey'in arşivi vitrini süsler, sahtekar kenan kayıtlardan sadece yüzde alırdı (tabi biz bunu yıllar sonra öğrendik). tuvalet kağıdı kalmadı zımpara verelim zihniyetli bir satıcı olan sahtekar kenan 1988 yılında çıkan `the new order` albümünün cd'sini px'den (bkz: post exchange) çıkarttığını iddia edip vitrinde duran cd kapağı ile saatlerce övündükten sonra albümü çektirtmeye kalktığınızda, albümü px'den çıkartan amerikalının cd'yi dinlemek için aldığını, ancak size `trence trent d'arby` çekebileceğini söyleyebilir (söylemiştir de). hatta `live in the raw` dünyada piyasaya çıktıktan sonra arayışa girmiş müşterilerine albümün isviçredeki bir arkadaşı tarafından haftaya getirileceğini, bir hafta sonra gittiğinizde de isviçredeki arkadaşın kayak yaparken bacağını kırdığı için bir gecikme yaşandığını "ama iyileşir iyileşmez getirecek" cümlesiyle size biraz daha beklemenizi tavsiye ederdi.

- Murat plak: güzelyalı'da bulunan küçük şirin bir dükkanda adından da anlaşılacağı üzere murat abi'nin mekanı. kayıt konusunda en ağır kanlı mekandı 3 haftayı bulan sürelerde bekleyişlere iterdi insanı. genelde müşterileri yakınındaki türk koleji ve fatih koleji öğrencileri olurdu.

- Phora: karşıyaka'da elif sineması pasajında bulunan dükkanın sahibi kel ergin idi. plakları daha sonradan phora'nın tam karşısında dükkan açan "hakan" tarafından getirilir ve kayıtları da hakan yapardı. dükkanda çalışan yusuf müşterilerle oldukça iyi anlaşırdı. ergin'in kızının 501 giydiği ve üstüne giydiği beyaz t-shirt'ün sırtına fırça ile bir ok çıkartıp 501'in etiketini işaret ettiği gibi tuhaf bir bilgi de var ama ne işe yarar bilinmez.

- Hakan Music: phora'nın tam karşısında, hakan'ın erginle kapışması sonrası kendine alper adlı bir ortak bularak açtığı dükkandır. dükkan açıldığında overkill'in fuck you ep'si tam da dükkanın phora'ya bakan kısmına itina ile yerleştirilmiştir. hakan tüm arşivini buraya taşıyıp kayıt işini kendi yapmaya devam ederek phora'nın bu konuda çöküşüne sebebiyet vermiştir. hakan'ın bir dönem kafayı sıyırıp aldığı fender jazz bass ile bathory çalışını izlemek çeşitli organlarla gülmeye sebebiyet verip gizli bir şekilde bu hadisenin kayıtlarına erişmek vakti zamanının en acayip şeylerinden biriydi.

- Tempo: karşıyaka sineması pasajında coşkun adlı enteresan bir kişinin dükkanı. 1987 yılında garage days'i ve under jolly roger albümünü vitrine taşıması ile daha bir önem kazanmış mekandır. ancak 45'lik formatındaki garage days'i 33'lük formatta kasete çekip bir çok kişinin dumurdan dumura koşmasına sebebiyet vermiştir. sipariş ettiğiniz albümü almanız da zaman zaman işkence haline dönüşürdü.

- Stüdyo Ümit: konak'ta sümerbank'ın çapraz karşısında bulunan izmir rock tarihinin en önemli mekanlarından. gerçi bu konu kendi başlığı altında inceleniyor ancak sex pistols'ın `the great rock'n roll swindle` adlı şarkısında geçen "we all get cash from the chaos" cümlesinin ne kadar uygun olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim.

evet izmirde bu mekanlarda istenilen albümler bulunur, kayıt verilir günlerce haftalarca beklenir ve kasetler alındıktan sonra mutlu olunurdu dinlenir, paylaşılır, konuşulurdu. elbette izmir rock tarihi dediğimizde olay mekanlarla bitmiyor pub, bar, takılınılan yer, gruplar, kişiler ve şehir efsaneleri gibi konulara da bi ara bakarız...

2010-02-28

2010

2009 konserler açısından gerçekten güzel bir yıldı. İki gece üst üste Leonard Cohen izlemiş olmak gerçekten çok acayip bir deneyimdi. Bunun dışında uzun yıllardır takıntımız olan Nine Inch Nails, Jane's Addiction gibi süper grupları izledik...

Şimdi sıra 2010'da... Henüz netlik kazanmamış iki sevindirici haber var yakında...
İlki; temmuzun ikinci haftası için Massive Attack konuşuluyor... İkincisi ise daha yakın bir tarihte ve aslen istanbulda gerçekleşmesi pek muhtemel olmayan bir konser, 11 Martta yapılacak bir toplantı sonrasında karar verilecek bir kutlama konseri ve belki de takip eden bir turne... Umutla bekliyoruz...

2010-02-16

Ninni niyetine Einstürzende Neubauten dinlemek!

Ekşi sözlük günlerinden bir entry... ve o dönemler oynadığım sevimli bir oyunun bir parçası;

ninni niyetine Die Befindlichkeit Des Landes'i birkaç kez üst üste (17) dinledikten sonra uyuduğunuzda; Gece boyunca berlin üzerinde gökyüzünden (der himmel über berlin) potsdamer platz ve alexander platz'ı izleyip marlene dietrich platz'ı gördüğünüzde "marlene go home" diye fısıldamanıza yol açabilen, bir anda berlin metrosuna sıçrayıp karanlıktan fışkıran insan seli arasında şaşkın bakışlarla durarak `duvar` sonrasının atmosferinde, `duvar` kalıntılarına buğulu gözlerle bakıp, `duvar` öncesini hayal ederken uyanmanıza neden olabilmektedir... mela mela mela mela melancholia...

2010-01-30

Bir hayal kırıklığı (1991)

Çok acayip günleriydi hayatın. İzmir sıcaktı genelde, kışları soğuk ve yağmurlu geçerdi ama soğuktan kastım bi t-shirt üzerine bi deri montla geçiştirilebilecek türden bir soğuk... Kazak zehir gibi soğuklarda başvurulan ve dolapta bir iki tane bulunması yeterli bir giyecek türüydü... Fena halde punk çocuklardık. Tuhaf gözle bakılıyordu bize ama hiç umurumuzda değildi bu durum. Aslına bakacak olursanız hiç birşey umrumuzda değildi (yeni bir albüm bulmak, sevilen gruplardan birinin yeni bir albümüne erişmek, yeni bir grupla tanışmak gibi şeyler dışında tabii). The Clash çok severdik hele hele Combat Rock albümüne bayılırdık. Benim favorim Know Your Rights ve Straight to Hell idi ama albüm dinleme alışkanlığı yüzünden hiç şarkı atlamadan albümü baştan sona dinlerdim. Zaten kaset dinlerken ileri almak, bir sonraki şarkıya geçmek falan gerçekten işkence bir durumdu. Favorilerim her ne kadar Know Your Rights ile Straight to Hell de olsa Rock the Casbah, Ghetto Defendant, Red Angel Dragnet ve Should I Stay or Should I Go'yu da severdim...

1991 yılının herhangi bir gününde televizyonlarda dönmeye başlayan bir reklama kadar!!!
Levis tv reklamlarında Should I Stay or Should I Go'yu kullanıyordu!?! Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüş gibi hissetmiştim. Grup dağılmış yayın hakları konusunda çeşitli sıkıntılar yaşanmıştı ve plak şirketinin de yardımıyla birileri bu arada şarkının reklamda kullanılması için teklif edilen rakamı kabul edivermişti! The Clash ve temsil ettiği şeylerle Levis'ın nasıl da karşı kutuplarda olup kapitalizmin para ile istediğini nasıl da elde edip, kullandıktan sonra çöpe attığını göreceğimizi hissetmiştim... Olan olmuştu, herkes şarkıyı arıyor, hiç alakaları olmayan tipler The Clash olduğunu bilmeden Should I Stay or Should I Go dinliyordu. Bir de şarkının adını bile söyleyemeyen / söylemeyi beceremeyenler vardı ki bu tiplerle her karşılaşmamız içimizdeki derin The Clash sevgisine ağır hasarlar veriyordu. Bir süre The Clash'in bir punk grubu olduğunu insanlara anlatmayı denedik ama baktık ki popüler kültür bizim öyle 3-5 kişiye bişeyler anlatmamızla çözülebilecek bi durum değil, biz de susma kararı aldık. Nasıl olsa reklam bir süre dönecek, yayından kalkacak, unutulacaktı... Pek de öyle olmadı nedense, gerçi reklam kalktı yayından ama kimse şarkıyı unutmuyordu. Dönemin müzik dergilerinden Çalıntı'da yazan Serdar Ateşer konu ile ilgili birşeyler yazmış ama ülke çapında yaşanan bu çalkalanmayı dizginleyecek okuyucu sayısını rüyasında bile göremeyen bir dergide çıkan yazı bizleri gülümsetmekten öte herhangi bir işe de yaramamıştı.

Kabus 1991 yazında bizi bulmuş ve uzun yıllar bu sıkıntıyı yaşamamıza sebebiyet vermişti. İzmirli en amatör gruplar bile repertuarlarına Should I Stay or Should I Go'yu koyuyor, duyduğumuz yerde çıldırmamıza sebebiyet veriyorlardı...




Biraz önce televizyonda zap yaparken Acun Ilıcalı'nın yetenek yarışmasında öylesine fon olsun diye kullanıldığını duydum Should I Stay or Should I Go'nun... Alıştığımı sanıyordum ama yine içim acıdı... Ama The Clash çok seviyorum, hep sevdim, hep de seveceğim sanırım hem de üzerine basa basa söyleyecek kadar çok!

Bir de bulana, bulabilene Joe Strummer: Future is Unwritten dvd'si öneriyorum... Zihin açıcı olarak...

2010-01-05

Rest In Peace Roland!!!

Nick Cave'in taa avustralya günlerinden Boys Next Door'dan kankası. Ardından ingiltereye taşınmış Birthday Party'nin güzide gitaristi. Kıtalara, adalara sığmayıp, berline uçan tayfanın Crime and the City Solution macerasında da gitaristi ve birçok güzel şarkının bestecisi. Tüm bu koşuşturmacanın ardından anavatanı avustralyaya dönüp These Immortal Souls ile yoluna devam eden güzel insan These Immortal Soul Rowland S. Howard 30 Aralık akşamı karaciğer kanserine yenik düştü...

Daha önce blogda Mick Harvey yorumunu sizlerle paylaştığım I Ate the Knife adlı çok sevdiğim şarkının da sahibi
Rowland S. Howard
huzur içinde yat!

Heliantus Annus

Su perisi Clytia, Apollo'ya ölesiye aşıktır. Apollo ise Leucothea'ya aşık olduğundan beri onunla ilgilenmemektedir. Clytia, Apollo...