2009-07-06

Bir Yaz Gecesi Rüyası...

Tüm grup elemanları tarafından, yere konulmuş metal parçalarına vurularak çıkartılan seslerle başlayan ve ardından Jochen Arbeit'ın çaldığı akordeon ile her notanın içinizde en dokunulmaması gereken yerlere çarptığını hissettiğiniz, iç sızılarına, göz buğulanmasına, dudak kenarında acı dolu minik bir tebessüme yol açan, tanımlara sığmayacak kadar güzel bir şarkı...
Rüyalardaki sevgili Stella Maris'ten sonra yine karşımıza çıkıyor Neubauten sahnesinde.. Yine aşık oluyoruz Ona ve yine kavuşamıyoruz "rüyalarının karanlıkta ışıldadığını görene dek"

Was ich in deinen Träumen suche? (What am I seeking in your dreams?)
Ich suche nichts... (I'm not seeking...)

Bis ich deine Träume im Dunklen leuchten seh'..

(Until I see your dreams shining in the dark...)




2009-07-04

The Weeping Song

3 mart 2003'te ekşi sözlüğe Blixa Bargeld'in artık bir Bad Seed olmadığını yazmışım ve Bargeld'in tutumunu bildiğimden Nick Cave'in durumuna üzüldüğümü ifade eden bir entry ile belirtmişim bu durumu... 6 koca yıl geçmiş üzerinden... Mick Harvey'nin ayrılması da Nick Cave cephesinde sevimsiz sonuçlar doğuracak diye düşünmüştüm yakın geçmişte...

Bargeldsiz, Mick Harveysiz Bad Seeds... tam da bunları düşündüğüm bol bol Mick Harvey ve zaten sıklıkla Einstürzende Neubauten dinlediğim bu günlerde youtube'e düşen bir video içimin cız etmesine sebebiyet verdi. Bargeldsiz, Mick Harveysiz Bad Seeds'in icra ettiği ve Nick Cave'in kadim dostu Bargeld'e olan özlemini dile getirdiği The Weeping Song... Başlangıçta sevimli geldi Bargeld hakkında söyledikleri... Ancak ardından icra edilen The Weeping Song...

Buyrun siz de izleyin...



“Blixa? Well, he went away. He went away about five years ago. And this song…(birileri The Weeping Song diye bağırıyor) I know, it’s…well that’s kind of you to say, sir. But this is for Blixa Bargeld. This is always for Blixa Bargeld.”

2009-06-26

Bomb Painting!

Pek yakında Massive Attack'ten yeni albüm ile ilgili haber alacağımıza dair bir işaret Bomb Painting!


2 yıldır yılan hikayesine dönen bir aralar adının "The Weather Underground" olacağı fısıldanan şarkılarının çoğunu konserlerinde dinlediğimiz albümden halen haber olmaması Massive Attack seyircisini üzse de Robert Del Naja (aka 3D) yeni albüm hakkında pek yakında bir gelişmeyi bizlerle paylaşacaklarını ifade etmiş durumda. Yakında bir haber alacağımıza dair bir haber almak bile sevindirici diyerek son istanbul konserleri hakkında ekşisözlüğe yazdığım entry'yi iliştireyim... 13 temmuz 2008 massive attack istanbul konseri başlığından...

5 yıl 1 gün sonra yine parkormanda bize inanılmaz bir gece yaşattı Massive Attack... Çoğunlukla yeni şarkılardan oluşan bir setlist ile yeni albümü bekleme konusunda daha da heyecanlı bir döneme girdik sayelerinde. 3d'nin performansını biliyorduk, Daddy G'nin ve Horace Andy'nin de öyle ve hatta United Visual Artists'in yapabileceği şeyleri de görmüştük daha önceden ama bu yeni şarkıları hiç bilmiyorduk ve bu yeni şarkılar kadar aslen bildiğimizi düşündüğümüz şeyleri yeniden tüm gerçekliğiyle orada görmek de "afallamak" kelimesinin hakkını vermemizi sağladı.

İlk bise kadar herşey rüya gibi devam ediyordu, teardrop'a bu sefer sesini veren Dot Allison değil beyazlar içerisinde meleği oynayan Stephanie Dosen idi. Sahnedeki duruşu bana Martin L. Gore'u anımsattı... Yeni albümde kingpin, red light ve marooned adlı şarkılarda da bol bol duyacağız stephanie hanımefendinin sesini. Daha önceki iki konserde Safe From Harm'daki performansıyla bizi büyüleyen Deborah Miller yerini "bizi safe from harm'daki performansıyla büyüleyen" Yolanda Quarty'ye bırakmıştı. Safe from harm'da zihnimizde akanların, Massive Attack sahnesinde ledlerde aktığını görmek gerçekten çok yüksek bir sevince sebebiyet verdi. Bu yazıların türkçe olması da Massive Attack'e yakışır bir incelikti.

Dediğim gibi herşey rüya gibi devam ediyordu ki bir anda gittiler! Alkış ıslık derken ilk bis sahneye geldiklerinde Horace Andy'yi mikrofonun başına doğru yürürken gördüğümüzde Angel diye haykırdık. Yanılmamıştık, Horace Andy tüm sempatikliği ve minimal hareketlerle gerçekleştirdiği harika dansı eşliğinde Angel söyledi. Ardından sahneye tekrar Yolanda geldi ve orjinalinden bir hayli sert çalınan bir Unfinished Sympathy ile bizi bilmediğimiz bir noktaya doğru sürükledi... Dobro'ya...

Dobro'da kaldık biz... Onlar bi gittiler tekrar alkış ıslık sağolsunlar yine geldiler ve yine gittiler... biz hala dobro'yduk!!! O, o neydi allaşkına öyle!?!

2009-06-23

The World's A Girl

Nick Cave'in kolundaki çirkin kurukafa dövmesinin altındaki bantta yazan isim, Bad Seedgillerin kankası, Gudrun Gut'un gülü, hıçkırıklara boğulmuş Mary Bellows... Nam-ı diğer Anita Lane'den sabahları tebessüme boğabilecek güzellikte bir şarkı...


2009-06-11

Kreuzberg!

Düğün salonları 70'lerde ve 80'lerde sıklıkla rock gruplarının provaları için kullanılır hale gelmişti. Bu durum sadece Türkiye ile sınırlı kalmamış 80'lerde Berlinde Punk ve Neue Deutsche Welle grupları tarafından konser mekanı olarak da düğün salonları kullanılmış. Gudrun Gut, Beate Bartel ve Bettina Köster'in ilk grubu Mania D. ile 1980'de yapılmış bir röportajda bu konuya değiniliyor.



Çoğunlukla Türklerin yaşadığı dönemin kenar mahallesi olan Kreuzbergde işgal evlerinde ya da çok düşük meblağlara kirada oturan punkların Türklerle sıkı ilişki içinde olduklarını ve neo nazilere karşı Türkleri koruduklarını biliyoruz. Blixa Bargeld'in büyüdüğü yer olan Kreuzberg Berlin Duvarının dibinde bulunuyor. Nick Cave ingiltere macerası The Birthday Party'yi sona erdirdikten sonra berline taşınıyor ve kreuzberg'de bir evde yaşıyor. The Firstborn is Dead, Kicking Against The Pricks, Your Funeral My Trial ve Tender Prey berlin yıllarında yayınlanıyor.

Kreuzberg, duvar ve teyzeler

The Good Son albümünün kayıtları için stüdyoya kapanan Nick Cave and The Bad Seeds 15 gün sonra stüdyodan çıktığında berlin duvarının yıkıldığını öğreniyor ve bazı koleksiyoncular Blixa Bargeld'e duvarın parçalarından getiriyor, Bargeld ise "böyle birşeyin bir parçasını evimde kesinlikle istemiyorum" diyerek reddediyor. Bu olaydan yıllar sonra ekşi sözlükteki İbrahim Tatlıseks'in isteği üzerine herr Blixa Bargeld'e yönlendirdiğim; "Kollaps'ı yazarken bir gün duvarın gerçekten yıkılacağını düşünüyormuydun?" sorusuna, asla böyle bir şeyi düşünmediğini, kendisinin duvarla büyüdüğünü, hala zaman zaman duvarın orada olduğuna dair bir hisse kapıldığını söylemişti...

Achtung!

2009-05-30

And the Ass Saw the Angel

1989 yılında Black Spring Press tarafından yayınlanmış Nick Cave romanı And The Ass Saw The Angel! Kitapta Euchrid Eucrow adlı sessiz bir oğlanın hikayesi anlatılmaktadır. Prolog'un ardından kitaba başlar başlamaz, The Firstborn Is Dead albümünden Tupelo'nun şarkı sözlerinden yoğrulmuş "doğum" hikayesi karşılar bizi. Tupelo'da ve burada bahsedilen doğum da aslen Elvis Aaron Presley'in hikayesinin Nick Cave tarafından mitleştirilmiş yorumundan başka birşey değildir. Zira Tupelo'da Elvis Presley'in doğduğu kasabanın adıdır. Aynı zamanda Elvis Presley'in de bir ikizi vardır (jesse garon) ve doğumundan kısa bir süre sonra ölmüştür. Nick Cave mitleştirdiği bu hikayeyi, yazdığı kitabın kahramanı Euchrid için de uygun bulmuştur. Tabii Tupelo'nun bulunduğu Firstborn Is Dead albümünün 3 Haziran 1985 çıkışlı olması, 1984 yılında berline taşınan Nick Cave'in "And The Ass Saw The Angel" kitabını berlinde yazmaya başladığı bilgilerini gözönünde bulundurduğumuzda Elvis Presley mitini önce kitabı için mi yazıp ardından Tupelo adlı şarkısında kullandı yoksa önce şarkıda kullanıp ardından Euchrid'e mi uyarladı net olarak bilemiyoruz.


Nick Cave - Berlinde And the Ass Saw the Angel'ı yazdığı evden bir kare

And the ass saw the angel'da karşımıza çıkan tek şarkı Tupelo değil elbette. Yine ilk bölümlerde geçen Euchrid'in sarhoş annesiyle ilgili bir paragraf 1988 yılı albümü Tender Prey'de bulunan Up Jumped The Devil'a büyük esin kaynağı olmuştur. Euchrid'in sarhoş annesinin başrolü oynadığı başka bir şarkı da 1996 yılı çıkışlı Murder Ballads'taki Crow Jane'dir.

Nick Cave'in kitabı ithaf ettiği Anita da o dönemki sevgilisi Anita Lane'dir. Kitap yayınlandığı dönemde büyük ilgi görmüş, Nick Cave'in popülaritesine büyük katkı sağlamıştı. 1988 yılında Tender Prey albümünün ilk kopyalarıyla birlikte japonya baskısında sınırlı sayıda bonus olarak 12 inch'lik And the Ass Saw the Angel adlı single'da Nick Cave'in müzik eşliğinde kitaptan okuduğu alıntılar bulunmakta idi.

Ardından ekim 1993 the napier st. theater'da (melbourne avustralya) sadece tek geceliğine teatral bir kukla şovu olarak sahnelenmiştir. Teatral performanstaki kukla Euchrid Eucrow'dan başkası değildir. Performansa canlı soundtracki Mick Harvey ve Ed-Clayton Jones yapmıştır. Bu tiyatro soundtrack'i tadındaki nefis çalışma 1999 yılında Mute Records tarafından başına 1988 yılında sınırlı sayıda yayınlanan Nick Cave okumaları da eklenerek piyasaya sınırlı sayıda sürülmüştür.


Kitap geçtiğimiz yıllarda Altı Kırkbeş yayınları tarafından da türkçeye çevrilmiş ve "Ve Eşek Meleği Gördü" adı ile yayınlanmıştır.


Elimdeki orjinal baskının kapağı

Heliantus Annus

Su perisi Clytia, Apollo'ya ölesiye aşıktır. Apollo ise Leucothea'ya aşık olduğundan beri onunla ilgilenmemektedir. Clytia, Apollo...